Buna
göre Türkiye’nin toplam vergi gelirlerinin yüzde 33’ü dolaysız, yüzde 67’si
dolaylı vergilerden oluşuyor. Dolaylı vergilerin yüzde 84’ü harcamalar
üzerinden alınan KDV ve ÖTV gibi vergilere geri kalan yüzde 16’sı ise işlemler
üzerinden alınan damga vergisi gibi vergilere dayanıyor. Yani Türk vergi
sistemi asıl olarak harcamalar ve işlemler üzerine yüklenen vergilerle ayakta
duran bir sistem görünümünde.
Dolaylı
vergilere yüklenmenin vergiye direnci düşürme ve toplanma kolaylığı gibi
üstünlükleri var. Kişi harcamayı yaptığında fiyatın içinde bulunan KDV
ve ÖTV gibi
vergileri satıcıya ödüyor. Satıcı, devlet adına topladığı bu vergileri
belirli
tarihlerde vergi idaresine yatırıyor. Böylece Devlet bir taşla iki kuş
vurmuş
oluyor: (1) Vergiyi, satılan malın fiyatının içine gizleyerek vergiye
direnci
engelliyor. (2) Malın satıcısını vergi tahsildarı olarak ücret
ödemeksizin
istihdam ediyor. Bu işten vergiyi devlet adına toplayan satıcı da
kazançlı
çıkıyor. Çünkü satıcı, bu hizmetine karşılık ücret almamış olsa da
satışlardan
topladığı vergiyi devlete yatıracağı tarihe kadar nezdinde tutarak bir
çeşit
işletme sermayesi olarak kullanma imkânı elde ediyor.
Bütün
bu üstünlüklerine karşın dolaylı vergiler gelirin kazanılması üzerine değil de
harcanması üzerine dayandığı için çok kazananı değil çok harcayanı
vergilendirmek gibi bir adaletsizliğe yol açıyor. Gelir yükseldikçe harcama
azalıp, tasarruf arttığı için düşük gelirlinin harcamasının, gelirine oranı
yüksek gelirliye göre daha fazla çıkıyor. Bu da onun nispi olarak daha fazla
dolaylı vergi ödemesine neden oluyor. Özetle dolaylı vergiler nispi olarak düşük
gelirliden daha çok vergi alınmasına yol açtığı için adaletsiz bir sonuç yaratıyor.
Geçtiğimiz
günlerde TÜİK, 2010 yılına ilişkin gelir dağılımı anketi sonuçlarını açıkladı.
Gelir dağılımında eşitliği ölçmekte kullanılan Gini, katsayısı, Türkiye için
2010 yılında 0,40 olarak hesaplanmış. 0 ile 1 arasında değişen
Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımının düzeldiğini, bire yaklaştıkça da
bozulduğunu gösteriyor. Uç örnekleri bir kenara bırakırsak gelir dağılımı
düzgün olan ülkelerde bu oran 0,30 dolayındayken gelir dağılımı bozuk ülkelerde
0,40 dolayında yoğunlaşıyor. Bu çerçevede Türkiye gelir dağılımı bozuk ülkeler arasında yer alıyor.
Gelir
dağılımında adaletsizliği gidermek toplumun tansiyonunu düşürmenin temel tedavilerinden
birisi. Bunu yapabilmenin en çok bilinen yöntemi dolaysız
vergilerin yaygın biçimde, kayıp ve kaçağa meydan bırakmadan uygulanmasından
geçiyor. Gerçekten de gelir dağılımının daha adil olduğu ülkelerde dolaylı ve dolaysız
vergilerin oranı yüzde 60 – 40 dolaysız vergiler lehine görünüyor.
Türkiye’de gelir dağılımı bozukluğunu düzeltmenin yolu dolaylı ve dolaysız vergiler arasındaki bu çarpıklığı düzeltmek olarak karşımıza çıkıyor. Onu düzeltmenin yolu da kayıt dışılığı kaldırmaktan geçiyor. Ve Türkiye çok uzun bir süredir yapısal reformların belki de en önemlisi olan vergi reformunu yapıyormuş gibi davranarak erteliyor.
Konu bugünlerde basına yansıdığı gibi gelir vergisi yasasını düzeltmek değil. O yasa defalarca düzeltildi. Konu dolaylı ve dolaysız vergiler arasındaki çarpıklığı düzeltmek ve vergi dışı kalarak rekabeti bozan kişi ve kurumları vergilendirebilmek. Bunu becerebildiğimizde gelir dağılımında krizlerin yarattığı düzelmeler dışında bir düzelme yaşayabileceğiz.
http://www.mahfiegilmez.com/2011/12/turk-vergi-sistemi-ve-gelir-daglmnn.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder